Tabletsiz Yıkanamayan, Tuvalete Gidemeyen, Sevişemeyen İnsanlar

Türkiye’de ki büyük çoğunluğun bilgisayar ile tanışması sanırım Masaüstü PC ile oldu. Aslında standart PC’ler marka PC’lerden sonra, ülkeye seri şekilde girmeye başladığından APPLE, IBM, Comodore, Amiga gibi markalar bazılarımız için çok daha fazla şeyler şey ifade eder.

İlk dizüstü bilgisayarların adı dizüstüydü ancak genelde masaüstünde kullanmak durumunda kalıyorduk, yine APPLE’ın çıkardığı ürünler diğer markalara göre oldukça ince, hafif ve kullanışlıydı. Zaman geçtikte ürünler hafifleyip ucuzladı, farklı markalar güzel ürünler çıkardı, sonrası ise malum Amcalar, dedeler, nineler herkes zaman içerisinde dizüstü bilgisayarlara yöneldi. İnsanlar otobüslerde kafelerde her yerde dizüstü bilgisayar kullanmaya başladı, cep telefonunda yaptığımız görgüsüzlüğü tabi ki dizüstü bilgisayarlarda da yaptık,  ihtiyacımız olan olmayan her yerde her amaç için kullandık, kağıt kalem ile daha kolay yapılabilecek işleri bile bilgisayar üzerinde yapmaya çalıştık. Kendinize ve etrafınıza bakın, kim ne kadar kalem kâğıt kullanıyor? Kimin el yazısı güzel kimin değil?  Bilgisayar ile çok haşır neşir olan insanların ve  yeni neslin el yazısı çok kötü, kendisinden başkasının anlaması pek mümkün olmuyor.  Önceden el yazısı insanın karakteri, sosyal statüsü, eğitimi hakkında bir çok ipucu veren bir araçtı şimdi ise sosyal ağlarda ki profili aynı amaçla kullanılıyor.

Internet erişiminin hızlı yaygınlaşması, mobil internet erişim çözümlerinin ucuzlayıp yaygın halde kullanılmaya başlaması ile birlikte taşınabilir bütün cihazlarla sürekli çevrim içi kalma çabasına giriştik, Çevrim içi olmadığı zaman kafasına beynine ağrılar giren, karnı ağrıyan insanlar bile biliyorum. Öyle bir düşünceye kapılıyor ki insan sanki gerçek hayat orada akıyor ve bağlı olmadığı zaman hayattan geri kalacak. Neyse sonuç olarak elimize bu yapışan notebookları bir süre sonra taşımak zor gelmeye başladı…

NETBOOK NASIL KULLANILMAYA BAŞLANDI?

Tüketiciye yönelik ürünler satan elektronik marketlerde NETBOOK’lar resmen patlama yaptı, bilgisayar desen bilgisayar değil, dizüstü desen bir halta yaramıyordu,  “ 100 dolara bilgisayar” projesi 100 dolara satılamayan ancak beklentinin daha üzerinde iş yapan spastik çocuk NETBOOK dünyaya geldi.

Çok satılmasının sebebi gayet basitti, küçük, hafif, uzun pil ömürlü ve en önemlisi ucuzdu, İnsanların bildiği masaüstü ve dizüstü bilgisayarlardan gerçekten daha ucuzdu ve bilgisayara benziyordu. Enteresan şekilde bu dönem akıllı telefon pazarının daha popüler olmadığı halka inmediği döneme denk gelir, diğer bir tesadüf ise GSM tabanlı mobil internet erişim çözümlerinin kullanılmaya başlandığı ancak daha genelin kullanabileceği kadar ucuzlamadığı bir döneme denk gelir. Dolayısıyla Herkes bir NETBOOK alayımda   “ Her yerde kablosuz ağlar var, yanımda kolay taşıyıp beleş kablosuz internete gireriz” sevdasına kapılmıştı.

 

Zaten bedava kelimesinin üzerimizde enteresan, ilizyonik, araştırılması gereken bir etkisi var, bir şeyi bedava diye sunduğunuzda arkadan ne geldiği ne gireceği hiç önemli değil, önemli olan ilk baştaki bedava, ücretsiz ibareleri. Bu sihirli kelimeler kullanarak maalesef milletimize çok pis kazıklar atılmaktadır. Bu sihirli kelimeyi duyan insanlar ilk önce kafasında kendini kandırmaya başlar, bu aleti alsam şu işimi yaparım, bu işimi yaparım, artık bunla uğraşmak zorunda kalmam işim çok kolaylaşır gibi fanteziler kurup kendilerini alım kararının doğru karar olduğuna dair inandırıp alımı yaparlar. Normal şartlarda mantıklı karar veren beynimiz aldığımız hemen hemen birçok elektroniğe ihtiyacımızın olmadığı çok iyi farkındadır.  NETBOOK’ların ölü olarak doğmasının diğer büyük sebebini ise Microsoft Vista felaketine bağlıyorum, Yine ilginç bir rastlantıdır ki Microsoft’un çıkardığı ve bizim milletimizin kullanabildiği ve bildiği tek işletim sistemi NETBOOK’ların yaygınlaşması hemen hemen aynı döneme denk gelir, iyi donanımlarda bile sürekli sıçıp kalan Vista, NETBOOK donanımlarında tamamen fiyaskoya dönüştü.

Standart bir PC ya da Dizüstü bilgisayarın ortalama ömrü 3-4 yılken NETBOOKLAR alanın elinde en fazla 2 yıl içinde kullanılmaz hale geldi, tabi ki o dönemde dizüstü bilgisayar parasına satılan kaliteli NETBOOK’lardan bahsetmiyorum.

APPLE kullanıcılarını maalesef genelleyemiyorum Düşünün APPLE kullanıcılarını, Farklı ekonomik şartlara, Farklı sosyal statüye, Farklı eğitim seviyesine,  sahipler ama şu anda herkes aynı donanımı ve işletim sistemi kullanıyor. Yani bir şekilde sosyal ve teknik standartlaşma getirdiler. Nasıl oluyor anlamıyorum, aptal, akıllı, zengin, fakir herkesin eşit olduğu bir platform mevcut.

APPLE  aynı zamanda iş bilgisayarı piyasasında da kalite ve fiyat politikasını hiç değiştirmedi, her zaman sattığı ürünler pahalı ve kaliteliydi,  Hiçbir zaman ucuz olup çok satmaya çalışmadı hep iyi yapıp satmaya çalıştı. Bu yüzden Amerika pazarı ve Türkiye’ye pazarında da yavaş yavaş görüşüyor ki insanlar ofislerine APPLE ürünlerini sokmaya başladılar. Bunun en büyük sebeplerinden birini de Windows işletim sistemlerinin artık APPLE donanımları üzerinde çalışıyor olmasıdır.

 

APPLE NE YAPTI, NASIL BU HALE GELDİ?

Adamlar kullanıcı alışkanlıklarını değiştirmem çok zor,  O zaman ben kullanıcıların kolay alışabileceği, denek maymunların bile eline verdiğimde çözebilecekleri bir şey yapayım da satayım dedi. IPHONE ve IPAD ile öyle bir trend yakaladı ki büyük bir kesim piyasada hiç akıllı telefon ve tablet yoktu bunlar APPLE icadıdır, diğer tüm ürünler IPAD ve IPHONE taklidi sanmaktadır.

Firmalar 2011 yılının son çeyrek satış rakamlarını açıkladılar benim en dikkatimi çeken istatistik son 4 aylık dönemde HP bilgisayarlardan çok IPAD satılmış olmasıydı. . İşin komik tarafı teknolojiyi sadece kullanmayı seven değil kurcalamayı seven kullanıcılarda bu aptal kutularının rüzgarına kapıldı.

Artık APPLE ürünleri saygınlık göstergesi, rüşvet, hediye, dekor amaçlı bile  kullanılıyor, elinde 3-4 tane farklı APPLE  ürünü olup daha hiç APPLESTORE a ITUNES’a girmemiş o kadar çok insan var ki bunlara fırsat bulduğum zaman direk sövüyorum zaten.

ZOMBİYE DÖNÜŞEN APPLE KULLANICILARI

Asıl sorunun bu tabletlerin insanları tamamen yaşayan zombiler haline getirmiş olmaları, artık sıçmaya IPAD olmadan gidemem diyenler, 10 tane arkadaşı ile aynı masada oturup yine telefonuyla tabletiyle oynayan insanlar,  duş alırken yanına IPAD koyup bir şey seyredenler, sevişmeden önce  seks pozisyonları yada farklı fantezi uygulamaları açanlar, üzerinden, evini, iş yerini bakıcısını takip edenler, gece ne kadar iyi uyuyorum diye takip edenler, sevgilisini karısını çocuğunu locate me servisi üzerinden takip edenler, uygulamaları ve amaçları saymakla bitmeyecektir.

Yazının başından beri gelmek istediğim nokta APPLE ürünleri biz Türklerin yapısına hiç uygun olmadığıdır. Düşünsenize bu cihazlar yüzünden artık bütün işlerimizi sadece birkaç tuşa basarak yapıyoruz, 24 saat bu cihazlarla içli dışlı olduğumuzdan dolayı hayatımızda ki her şeyin bu kadar çabuk ve basit olma beklentisi içerisine giriyoruz. Bul bakayım daha güzel bir iş, Al bakayım Amerikan vizesi yada  schengen vizesi, çek bakalım bankadan bir ev kredisi, kur bakalım yeni bir iş. Örnekler sınırsız şekilde arttırabilirim anlatmak istediğim şey APPLE ürünlerinin  ne tasarlandığı Ülke şartlarına sahibiz nede hedef kitle şartlarına sahibiz. Bizler çok farklı şartlarda hayat ve yaşam mücadelesi veriyoruz, lütfen ilk önce yaşam standartlarımızı düşünüp kendi şartlarımıza ve standartlarımızı yükseltmek için çabalayalım sonra bu yüksek standartların parçası olan ürünlere uyum sağlamaya çalışalım.

 

TABLET SATIŞLARI YENİ ÜRÜNLER VE ULTRABOOK MACERASI

Bir ULTRABOOK fırtınası kopuyor. Peki ULTRABOOK nedir neye yarar? Adamlar yeni bir şey mi yapmışlar? ULTRABOOK özetle bazı performans, pil ömrü, ebat, ağırlık gibi kriterlerin belli standartlara bağlanıp bu standartlara göre üretilen dizüstü bilgisayarlara verilen isimdir. Yani aslında ikinci bir netbook faciasına hazır olun diyebiliriz.  Düşük enerji sarfiyatı, yüksek performans fantezisinin yanına uyduruk diğer bilgisayar bileşenleri koyduğumuza parça tesirli olmayan küçük bir ses bombası yapmış olduğumuzu varsayabilir ve patlamaya mahkumdur.  Bu gibi ataklar yine büyük markaların daha da kaliteli gözükmesini sağlayacak hamleler sadece.  Bu deneme yanılmalar sonrasında ucuz diye aldığımız ultra mega hiper süper donanımlar içimizde patlayacak onla bunla uğraşacağımıza yine iyi bir markanın aptal makinasını alıp rahata

Sanallaştırma mı? Bulut mu?

Bilişim sektöründe son dönemde 2 konu üzerinde çok fazla konuşuluyor,  bunlardan birisi sanallaştırma teknolojisi diğeri ise bulut bilişim. İrili ufaklı farklı ölçekte ki bütün firmalar kendi vizyonlarına göre bu teknolojiler üzerinde satış, danışmanlık, satış sonrası destek artık ne yapabiliyorlarsa pastadan bir şeyler kapmak için kendilerini parçalıyorlar.

Sanallaştırma çözümlerinde bu aç firmalarımızın birçoğu üreticilerin önerdikleri hesaplama araçlarını kullanmak yerine kendi cukkalarını dolduracakları kar hesaplama araçlarını kullandıklarından  birçok kamu ve özel kuruluşun içerisine ihtiyaçları ile alakası olmayan ismi sanallaştırma olup aslı  sokuşturma olan projeler sonlandırıldı. Bunların üzerine alımdan ya da yönetimden sorumlu cahil sistem yöneticileri eklendiğinde On binlerce dolarlık yüksek kapasiteli sunucular üzerine lisans gerektirmeyen kabiliyetsiz yazılımlar kurularak sanallaştırmanın gerçek marjinal faydalarından uzak aptal sistemler oluşturuldu. Donanımdan kazanma ihtimalleri olan parayı lisanslardan kazanabilselerdi eminim aptal donanımlar üzerine çok iyi yazılımlar itelerlerdi ancak maalesef sadece donanımdan ciddi para kazanabiliyorlar çünkü bizim milletimiz lisans parası vermeyi çok sevmez.

Aynı sokuşturma bugün bulut bilişim içinde geçerli, bulut bilişimin ne olduğunun daha tam olarak farkında olmayan yada farkında olup olmayanları dürtmek isteyen firmalar bulut bilişim adı altında ERP yazılımları, yedekleme sistemleri, arşivleme araçları aklınıza ne geliyorsa satmaya başladı. Yaptıkları tek şey zaten internet üzerinden verdikleri hizmetin önüne ya da kıçına bulut ifadesi eklemek oldu. Türkiye’nin büyük grupları bile bulut bilişim üzerine yatırımlar yapmaya başladı ve yaptıkları birkaç milyon dolarlık yatırımları  sanki mars  yörüngesine uzay üssü inşa edermişçesine lanse ediyorlar. Sahip olmak için Çuvalla para uygulamadıkları kalite standartlarını  web sitelerinin mutlaka ilk sayfasında yayınlamaya başladılar.

Geçtiğimiz Perşembe günü dünyanın en büyük dosya paylaşım ve depolama yani bulutların en büyüğünden olan MEGAUPLOAD, balonların en büyüğü gibi patladı. Amerikalı otoritelerin koordine ettiği, dünya üzerinde eş zamanlı yapılan operasyonlar sonrasında, telif hakkı ihlali bahane edilerek kapatıldı. MEGAUPLOAD aslında mega komplo mudur? 150 milyondan fazla kayıtlı üyesi olan, günlük 50 milyondan fazla ziyaretçisi olan bir site nasıl bir günde kapatıldı? Aynı şekilde kapatılmak istenmeyen FILESONIC ve diğer küçük kardeş siteler hemen dosya paylaşım fonksiyonu olmayan depolama araçlarına çevirdiler.

Burada ki kritik nokta MEGAUPLOAD’un aslında mevcut olan hizmet kullanım politikası ile ilgili kurallarıydı. MEGAUPLOAD ücretsiz kayıtlı kullanıcılarının dosyalarını 21 gün boyunca,  ücretli hesaba sahip kullanıcılarının dosyalarını ise hesapları aktif olduğu sürece kullandırmayı  taahhüt ediyordu ve bu dosyaların tamamı artık kullanılmaz halde. MEGAUPLOAD ile Türkiye’de yapılan sözde devasa türkbulutu yatırımların arasında ne kadar fark olduğunu sonumuzun ne olabileceğini düşünmeniz için rakamlarla konuşayım.

Şirket bünyesinden altyapıya  175 milyon dolar para harcamış. Sahibinin malvarlığı, aramaları,malikaneleri, hong kong’ta bulunan ofis hakkında bilgilere internet üzerinden arayınca ulaşabilirsiniz ancak  ortada ne kadar büyük bir para var  ki kendileri hakkında 500 milyon dolarlık dava açılmış durumda. Amerikan hükümeti SOPA’yı belki devreye alamadı ama sopayı bir yerlere yerleştirdi.

Türk bulutçumuzun kendi beyanına göre yaptığı yatırım miktarı 2 milyon TL. Bizim milletimiz basın açıklamalarında ve beyanatlarından yatırımlarını 4 ile çarparlar vergi beyanatlarında 4 e bölerler. Referans gösterdiği onlarca firma ya kendi iştiraki firmalar yada kendi iş ortakları.

 

Anlatmak istediğim ortada yapılan yatırım ve firmanın kalitesi büyüklüğü ile verilerinizin güvenliği arasında doğru bir orantı yok. MEGAUPLOAD’un milyonlarca müşterisinin hepsi yasadışı içerik mi paylaşıyordu aralarında özel amaçlı iş amaçlı kullanan kullanıcılarda vardı.  Amerika telif hakları için mi kendini parçaladı da böyle bir operasyon düzenlendi zaten söz konusu film ve müzik telif haklarının çok büyük bir bölümü Amerika’yı ilgilendirdiği için mi yaptı?

Bizim içinde bulunduğumuz politik ve siyasi durumu bir düşünelim, Bu bulutçuların pazarlama sloganlarını aklımızdan geçirelim, “Kesintisiz, Sorunsuz, Güvenli”  Güvenlik konusuna hiç girmek istemiyorum, dünya elektronik, Finans ve Güvenlik devlerinin hemen hepsinin başından geçen güvenlik zafiyet felaketlerinin yanında bizim firmalarımızın alacağı güvenlik önlemleri tamamen yetersiz kalacaktır.

Türkiye’de milyonlarca dolarlık sermayeye sahip ancak daha güvenlik, yedekleme, kullanım prosedürlerine bile sahip olmayan firmaların ve cahil yöneticilerinin üzerlerinde ki sorumlulukları biraz daha azaltabilecekleri bir yapıya doğru gidiyoruz. Uçuşa hazır olun yakın bir zamanda bulut ile telefonda görüşüp, bulut ile sevişip, bulut ile denize gireceğiz, bulut her yerimize girecek…